Likya Yolu Macerası

 

Likya Yolu maceramız 2006 yılında başladı. Mayıs ayı başında üç kişilik ekibimiz ile Ovacık’tan yola çıktık. Amacımız bir hafta içinde Kalkan’a varmaktı. Tabii o zamanlarda Kalkan’a ancak 2013 yılında varabileceğimizi bilmiyorduk.

2006-01

Elbette Kalkan’a varmak fiili olarak yedi sene sürmedi. Ancak muhtelif sebepler yüzünden uzun bir ara vermek zorunda kaldığımız yürüyüşe ancak 2012 yılında tekrar başlayabildik. Her sene Nisan ayının son haftası ile Mayıs ayının ilk haftası arasında, yedi ila on günlük bir süre ile yürüdüğümüz Likya Yolu’nu altı sene içinde tamamladık.

2012-13

Yürüyüşümüzün ilk yılında tecrübesizlik ve bilgi eksikliği nedeniyle epey macera yaşadık. Bir haftalık yiyecek olarak planladığımız, ancak böyle bir yürüyüş için asla uygun olmadığını sonradan öğrendiğimiz, barbunya pilaki, zeytinyağlı dolma ve bunun gibi hepsi birbirinden ağır konservelerin tamamını, daha fazla ağırlık yapmasınlar diye ilk günden yedik. Çanta içi yanlış yerleşim nedeniyle un haline gelen bisküvilerimizle yolda gördüğümüz tavukları besledik. Bilmeden kuru bir dere yatağına çadır kurduk ama şansımıza sele kapılmadık. Farkında olmadan ineklerin otlağına çadır kurup, gecenin bir yarısı çadırın dibinde otlayan inekleri vahşi hayvan sanıp panik içinde çadırın dışına fırladık. Bu aksiliklere rağmen yine de çok keyifli bir yürüyüş yaptık.

Ekip üyelerinden birisi, eşinin hasretine dayanamayınca, yürüyüşümüzün ilk yılı Boğaziçi köyünde sonlandı. Burada, bizim için tavuk ciğeri pişirip evinde konuk eden misafirperver köylüleri hiç unutmadık.

2012-05

Altı yıllık aradan sonra 2012 yılında kaldığımız yerden tekrar başladığımız yürüyüşün ikinci yılında, ekibimiz sadece iki kişi idi. İlk ekibimizdeki iki arkadaşımız muhtelif sebeplerden ötürü yürüyüşe devam edemediler ancak her yolculuğumuzda bizi gönülden desteklediler.

Boğaziçi köyünden başlayan ikinci etap yürüyüşümüzü Akbel’de sonlandırdık. Güzergâhta yer alan Bel köyünde bize öğle yemeği hazırlayan Fatma Hanım’ın yemeklerini çok beğendik. Bu mola esnasında Fatma Hanım’ın lisede okuyan ve sonrasında da eğitimine devam etmek isteyen bir kızı olduğunu öğrendik. Maddi olanaksızlıklar yüzünden okulunu bırakmasını istemedik. O tarihten bu yana kendilerine her yıl düzenli olarak yaptığımız destekle, Fatma Hanım’ın kızının Antalya’da Turizm ve Otelcilik bölümünü okumasına vesile olduk.

Güzergâh boyunca yolda yürüyen çok fazla Türk yürüyüşçü olmadığını ve yerel halkın yabancılara Türklerden daha alışık olduklarını fark ettik. Özellikle Kumluova seraları civarındaki çocuklar, bizi yürürken gördüklerinde “Hello, money” diyerek önce para istiyorlardı; ardından da “Hello, donkey!” diyerek sırtlarında bu kadar yük taşıyan bizleri, yük taşıyan eşeklere benzetiyorlardı.

2012-282012-29

Bu etapta Çavdır’dan Üzümlü’ye giderken, Türkçe kitapta “tünel” olarak tercüme edilen, oysaki İngilizce orijinal metinde “su kaynağı” olarak tabir edilen yeri, Türkçe kitaba göre arayıp bulamadığımız ve zaman geçtikçe sürekli bir tırmanış ile bir dağa doğru çıkmanın getirdiği yorgunlukla paniğe kapıldığımız için doğrudan Kate Clow’u aramamızı da hiç unutmuyoruz. Kate, bizim telefonda yaptığımız tarif ile tam olarak nerede olduğumuzu çıkartamamış olsa da, bize dağın yanlış tarafında olduğumuz ipucunu vererek o açmazdan kurtulmamızı sağlamıştı. Bulunduğumuz yerde kamp yaparak ertesi sabah daha sakin bir kafayla etrafı inceleyip ve bir de orijinal İngilizce metni tekrar okuduktan sonra bir borudan akan su kaynağını bularak yolumuza devam edebilmiştik.

2013 yılındaki üçüncü senemizde, yürüyüş ekibimizdeki bir arkadaş evlendiği ve yakın zamanda da bir çocuğu olduğu için, o seneki ve ondan sonraki etaplara katılamadı ama yürüyüşlerimiz için o da hep iyi dileklerde bulundu. 2013 yılında ekibe katılan yeni bir arkadaş ile birlikte yürümeye devam ettik ve sonra da kalan tüm yolu bu iki kişilik ekiple tamamladık.

2013 yılında Akbel’den başlayan yürüyüşümüz, ekip üyelerinin birinin belinde meydana gelen ciddi bir rahatsızlık nedeniyle Bezirgân yaylasında sona ermişti ve yürüyüş planlanandan çok erken bitmek zorunda kalmıştı. Belinde uzun zamandır sorun olan bu arkadaş, yolun bundan sonraki etaplarını yürümek istiyorsa belindeki probleme bir çözüm bulması gerektiğine karar verdi ve o yıl Pilates yapmaya başladı. Halen de yapmaya devam ettiği Pilates sayesinde yolunun tamamını yürümeyi başardı.

Güzergâhın bu etabında bizi en çok zorlayan bölüm ise Delikkemer ile Kalkan arasında, sarp kayalıklar üzerinden geçen patika oldu. Kitapta yazdığı halde kitabı okumadan yola devam ettiğimiz için, çantalarımızı önden bir araç ile göndermeyip, yer yer elle tırmanış gerektiren bu tehlikeli patikadan dolu çantalarla geçtiğimizden dolayı epey korktuk ve zorlandık.

2014 yılında Bezirgân yaylasından başlayan yürüyüşü Demre’de tamamladık. Güzergâhın Çayağzı’ndan başlayıp Myra’ya iniş ile sonlanan kısmındaki Myra’ya iniş, bizim için oldukça zor oldu. Yürüyüşün tamamlanması iniş esnasında epey gecikti ve biz neredeyse karanlıkta Myra’ya inebildik. İndiğimizde güneş batmış ve sokak lambaları yanmıştı. Oldukça dik ve çalı kaplı o yamaçlardan geç vakitte yapmış olduğumuz bu maceralı inişe 1.Demre Vakası adını verdik sonradan. Likya Yolu’nun son etabında tekrar buna benzer bir olay yaşadığımız için, geriye dönüp baktığımızda bu duruma o şekilde bir ad vermenin çok yerinde olduğuna karar verdik.

2013-04

2015 yılında Demre/Myra’dan yola çıktığımızda tüm güzergâhı o sene bitirmeyi planlamıştık. Fakat Likya Yolu’nun en zor bölümü olan ve kitaplarda da 20-22 saat olarak belirtilen Myra-Finike etabını ancak üç günde bitirebilince, yolu tamamlama hayali ister istemez bir sonraki seneye kaldı. Bu etapta kitapta yazıldığı gibi 1.800 metrede kar vardı. Uzun süren yol, yorgunluk ve susuzluk sonrası zirvede karşımıza çıkan karlara şükrettik. Karları yedik, eritip suyunu içtik ve kar suyundan çorba yaptık. Ertesi gün şükrettiğimiz o karlar nedeniyle işaretler görünmez olunca bir noktadan sonra biz de kaybolduk. Allahtan o sene kullanıma sunulan akıllı telefon uygulaması imdadımıza yetişti ve gece ısısı 2 dereceye kadar düşen dağdan sağ salim çıkmamızı sağladı.

Aynı etapta dağdan sonra bizi zorlayan diğer bir kısım da Çıralı-Tekirova arasındaki bölümdü. Kitapta, açıklıkta kalan ve sıkıcı olan bu rotanın değiştirildiği yazılıydı. Yürüyüş sırasında bu değiştirilen rotanın başlangıcı olabilecek bir takım işaretler gördük. Ancak akıllı telefon uygulaması o işaretlerden farklı bir rotayı gösterdiği için, biz de akıllı telefon uygulamasının en güncel güzergâhı gösterdiği inancıyla o değiştirilen rotaya girmedik. Fakat ne yazık ki uygulamanın işaret ettiği rota, kitapta bahsedilen o sıkıcı ve güneşe açık rotaydı. Aşırı sıcak ve yorgunluk nedeniyle etabı planlanan zamanda bitiremeyip, 2015 yılındaki yürüyüşü bir gün gecikme ile Phaselis’te sonlandırdık.

 

2016 yılında, artık yolu tamamlamak niyetindeydik. Phaselis’ten başlayan yürüyüşü Geyikbayırı’nda tamamladık. Bu etapta ise Roma köprüsü-Göynük Yaylası kısmında 2.Demre Vakası adını verdiğimiz olayı yaşadık. Hem, her gördüğümüz derede yüzmek, dinlenme molalarını uzun tutmak, hem de yolun sürekli çıkış olması planlarımızı aksattı ve yine hava kararıp sokak lambaları yandığında kendimizi Göynük Yaylası’na atabildik. Daha sonraki etaplarda üçüncü bir Demre vakasının yaşanmaması için o gün kendimize daha planlı olacağımıza dair söz verdik.

Güzergâhın son etabı Çitdibi-Geyikbayırı arasında, Typalia harabelerinden sonra sabahtan başlayan yağmur, akşamüzerine kadar hiç dinmedi. Çiftçi Halil ile yağmur altında yapılan ayaküstü bir sohbetten sonra devam ettiğimiz yolda devamlı yağmur yağması, aralarda sis çökmesi ve sürekli tırmanış nedeniyle ara ara yolumuzu kaybedip çamurlara bulandık; umudumuzu kaybetme aşamasına geldik ama pes etmedik. Yağmur ancak Elmin Mahallesi’ne vardığımız zaman kesildi. Geceyi Elmin Mahallesi’nde geçirdikten sonra sonunda ertesi günü Geyikbayırı’na varabildik. Böylece 2006 yılında başlayan Likya Yolu maceramız tam on sene sonra 2016 yılında bitti.

Tüm güzergâh boyunca güvenliğimizden bir kez bile endişe duymadık. Vahşi hayvan, zehirli böcek ve benzeri sebeplerden ötürü bir korku yaşamadık. Karşılaştığımız tüm yerli halktan yardım gördük. Gerek sohbetleri, gerek ikramları ile yol boyunca bize destek oldular.

Yürüyüş boyunca eşsiz manzaralar gördük; el değmemiş koylarda yüzdük, temiz derelerde yıkandık. Yükseklerin temiz havasını ciğerlerimize doldurduk.

Tek üzüntümüz, bu dünya harikası yolun, dünyanın dört bir yanından ziyaretçisi varken, yolu yürüyen çok az Türk yürüyüşçünün olmasıydı. Arjantin’den Avustralya’ya, İngiltere’den Rusya’ya, Estonya’dan İsviçre’ye birçok ülke vatandaşını bu yolda yürürken gördük ama yabancıların bu yola Türklerden daha çok değer vermeleri, biz Türklerin yanı başımızda bulunan bu harika yolu bilmiyor olmamız, bilenlerin de yürümek için bir çaba sarf etmiyor olması bizi üzdü.

Evet, Likya Yolu’nun tamamı, deneyim, bilgi ve kondisyon olmadan yürünebilecek bir yol değil ama yol içinde rahatlıkla yürünebilecek birçok etap da var ve tüm etapları olmasa bile en azından bazı etapları yürümeyi herkese ısrarla tavsiye ediyoruz. Umarız herkesin yolu, bir gün Likya Yolu’na düşer ve yolu düşenler, Likya Yolu’nun güzelliklerini doyasıya deneyimleme fırsatı bulurlar.

Bu yolu Türk turizmine ve tüm insanlığa kazandıran, başta Kate Clow olmak üzere tüm Kültür Rotaları Derneği çalışanlarına, gönüllülerine ve yola katkı sağlayan yerel halkımıza teşekkürü bir borç biliyoruz.

Başka rotalarda karşılaşmak ümidiyle yolunuz açık, kırmızı-beyaz işaretleriniz hep görünür olsun…

Oytun Güventürk

Mayıs 2016

https://www.instagram.com/tonyukukoytun/

  1. September 19, 2016

    very nice

Write a comment:

*

Your email address will not be published.